İsmail Şahin – COP31 öncesi, dünya enerji gündeminde üç ana konu öne çıkıyor: enerji güvenliği, karbon emisyonlarının azaltılması ve fosil yakıtların terk edilmesi. Türkiye ise bu tartışmaların tam merkezinde bulunuyor. Son yıllarda gerçekleştirilen güneş ve rüzgâr yatırımları sayesinde Türkiye’nin elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların oranı hızla yükseldi. 2025 yılı itibarıyla rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki payı yüzde 22’ye ulaşırken kömür, yüzde 34 ile en büyük kaynak olma konumunu korudu. Ancak 2026 yılı pek çok açıdan bir dönüm noktası haline geldi. Nisan ayında rüzgâr ve güneşten elde edilen elektrik, tarihinde ilk kez kömürün payını geçerek yüzde 23’e ulaştı. Haziran ayında ise güneş enerjisinin elektrik üretimindeki katkısı aylık bazda tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.
Bu gelişmeler sadece iç piyasa dönüşümünü değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası alandaki konumunu da güçlendirdi. G20 ülkeleri arasında yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı açısından ilk 10’da yer alan Türkiye, güneş, rüzgâr ve toplam yenilenebilir enerji oranında dünya ortalamasının üzerinde bir seviyede bulunuyor.
Elektrikteki Başarı
Bununla birlikte uzmanlar, elektrik sektöründeki ilerlemenin tüm enerji sistemine henüz tam anlamıyla yansımadığını vurguluyor. Türkiye’de nihai enerji tüketiminin yalnızca yaklaşık yüzde 22’si elektrikten sağlanmakta. Bu oran Güney Kore, Japonya ve Çin gibi ülkelerin gerisinde kalırken; enerji talebinin büyük bir kısmı hâlâ petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlarla karşılanmaktadır. Türkiye’nin enerji talebinin yüzde 67’si ithal fosil yakıtlarla karşılanmaktadır. Bu durum hem cari açık hem de enerji güvenliği açısından önemli bir kırılganlık yaratmaktadır.
Uzmanlara göre enerji dönüşümünün ikinci aşaması, elektrik üretimindeki temizleşmenin tüketim tarafına aktarılması olacaktır. Elektrikli araçların yaygınlaşması, sanayide elektrifikasyonun artırılması ve binalarda elektrikli sistemlere geçiş bu sürecin temel unsurları arasında sayılmaktadır.
‘Asıl Sınav Elektrifikasyon’
Türkiye’nin dönüşüm potansiyelini gösteren en önemli alanlardan biri ulaşım sektörü olarak öne çıkıyor. Elektrikli araç satışları son yıllarda hızla artarken Türkiye, 2025 yılında Avrupa’da en fazla yeni elektrikli otomobil satılan dördüncü ülke konumuna yükseldi. Elektrikli otomobillerin yeni araç satışlarındaki oranı Avrupa Birliği ortalamasına yaklaşmış durumda.
Enerji düşünce kuruluşu Ember’in Türkiye Enerji Analisti Çağlar Çeliköz, Türkiye’nin elektrik üretiminde önemli bir başarı elde ettiğini ancak dönüşümün henüz tamamlanmadığını belirtiyor: “Türkiye’de nihai enerji tüketiminin yalnızca beşte biri elektrikten karşılanmaktadır. Bu oran G20 ortalamasının altında kalır. Ayrıca Türkiye, enerji talebinin üçte ikisini hâlâ ithal fosil yakıtlarla karşılamaktadır.”
Çeliköz’e göre sonraki adım ulaşım, sanayi ve binalarda elektrifikasyonu hızlandırmaktır: “Türkiye, elektrik üretimindeki ivmesini ulaşım, binalar ve sanayinin elektrifikasyonuna taşıyarak hem fosil yakıtların enerji tüketimindeki payını azaltabilir hem de enerji ithalatına olan bağımlılığını düşürebilir. Elektrikli araç satışlarında Avrupa’nın önde gelen pazarlarından biri haline gelmesi de bu dönüşümün mümkün olduğunu göstermektedir.”
Üç Temel Başlık
1Elektrifikasyonu Hızlandırmak: Ulaşım, sanayi ve binalarda elektrik kullanımını artırmak.
2Fosil Yakıt İthalatını Azaltmak: Petrol ve doğalgaza olan bağımlılığı düşürerek enerji güvenliğini artırmak.
3Yenilenebilir Enerjiyi Şebekeyle Büyütmek: Yeni güneş ve rüzgâr yatırımlarını depolama ile modern şebeke altyapılarıyla desteklemek.
Rakamlarla Enerji Karnesi
■ Rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki payı: yüzde 22 (2025)
■ Yenilenebilir kaynakların aylık elektrik üretimi rekoru: yüzde 73 (Mayıs 2026)
■ Güneş enerjisinin aylık pay rekoru: yüzde 17 (Haziran 2026)
■ Enerji talebinde ithal fosil yakıtların payı: yüzde 67
■ Nihai enerji tüketiminde elektriğin payı: yüzde 22
■ Türkiye, G20 içinde yenilenebilir elektrik üretiminde ilk on ülke arasında yer alıyor.